Muhittin Gümüş Türkolog · Eğitimci
Türkolog · Eğitimci · Yazar

Muhittin Gümüş

Öğretim Görevlisi · Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Ankara’dan Taşkent’e, Taşkent’ten Bişkek’e uzanan otuz yılı aşkın bir yolculuk: Türkçenin yabancılara öğretimi, Türk lehçeleri, çeviribilim ve Türk dünyası gençlerinin geleceğe hazırlanması.

Bişkek · Manas Üniversitesi

Türk Dünyası

  • Türkiye
  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Özbekistan
  • Türkmenistan
  • KKTC
  • Macaristan
35+Yıllık Hizmet
3Başkent: Ankara, Taşkent, Bişkek
7Kitap ve Sözlük
26Yönetilen Tez
Kalemden

Son Yazılar

Dil, kültür, edebiyat ve gündem üzerine notlar.

Hata Doğrudan Çabuk Yayılıyor... Neden? Oysa Erdemli Olmak Var

Hata, doğrudan daha çabuk yayılıyor. Neden? Yanlış telaffuz edilen veya anlamca yanlış kullanılan kelimelerden başlayın yanlış bilgi, yalan haber vs.

İnsan hatlarıyla/yanlışlarıyla birlikte insan olup hatadan münezzeh değildir.

Hatanın/ yanlışın yaygınlaşması, doğrunun hedefine ulaşmasından daha hızlı. Niye?

Sorgulamadan kabul edilenler yanlış olabilir. İnsan zihni eleştirel düşünceleri işletmektense hazır kabulleri sarıldığında hata dalga dalga yayılır.

Doğru ise ağır adımlarla yürüyen bilge gibidir. Hata, koşan bir çocuk gibi olup her an düşerek hayatının dersini acı duyarak ve tecrübe edinerek alabilir.

Doğruyu taşımak ve kabul ettirmek sabır ister ama hatayı/yanlışı/yalanı yaymak ise yalnızca dikkatsizlik yahut azıcık kötü niyetli olmak yeterlidir.

Hakikat, zamanla kök salar; hata ise anında filizlenir ama çabuk çürür.

Hakikat/doğru/gerçek çoğu zaman acı verir. Hata insana teselli sunar; bundan dolayı da insanoğlu hatayı daha hızlı benimser. Çünkü o ruhun zayıflığını okşar.

Platon'un mağara alegorisinde insanlar gölgeleri hakikat sanır. Hakikate ulaşmak için zincirleri kırmak, mağaradan çıkmak gerekir; oysa gölgeye inanmak daha kolaydır. Hata işte bu gölge gibidir; zahmetsiz, çabasız, emeksiz, cazip ve yanıltıcıdır.

Hata insan zihninde bir kıvılcım gibi parlayan kolaylıktır. Doğruyu/hakikati bulmak için emek, sabır ve ince düşünce gerekir. Oysa yanlış hazır bir kestirme yol gibidir ve rüzgârın kuru yaprakları sürüklemesi gibi hızlıdır.

Hatadan dönmek ve hatasını kabul edip özür dilemek erdemdir.

Erdem, insanın aklı, iradesi, kalbi ve kendi milletinim ya da yaşadığı toplumun değerleriyle kurduğu bağlar arasındaki dengeden doğar.

Sokrates, erdem bilgiye bağlıdır. Doğruyu bilen insan yanlış yapmaz, derken Aristotales, aşırılıklar arasında orta yolu bulmaya bağlı olup cesaret, korkaklık ile delilik arasında dengedir, diyor. Platon ise ruhun üç parçası akıl, irade, arzu uyum içinde olduğu takdirde erdem gerçekleşir.

Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'inde erdem; adalet, ölçülülük ve kanaate bağlıdır.

İslâm düşüncesinde erdem, imanla bütünleşen güzel huyların bütünüdür. Sabır, doğruluk, cömertlik ve adalet erdemli olmanın temelidir.

Aklın koyduğu ahlaki yasa, sürü ahlakını aşan güçlü ruh kendi erdemini kurar. Pozitif psikoloji de erdem, karakter güçlerine bağlıdır; şefkat, merhamet, dürüstlük ve azim gibi değerler insanı erdemli kılar. Kısacası erdemli olmak bilgiye, irade gücüne, sosyal sorumluluğa, inanç ve değerler bütününe yani sabır, doğruluk ve cömertliğe bağlıdır.

Kutadgu Bilig erdemin dört temel unsurunu adalet, mutluluk, bilgelik ve kanaat ile mümkün olduğunu işaret eder bize...

Hata/yanlış/yalan, doğrudan/ hakikatten/ gerçekten daha çabuk yayılmasın... Algı oluşturma ve hakikati saptırma eylemleri bugün insanlığın en büyük tehlikesi... Erdem/fazilet sahipleri yalanı/ yanlışı/hatayı bertaraf etmek için emek verir... Erdemli insanlara çok ihtiyaç var hem de çok...

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
Anneme demiştim ki...

Anneme demiştim ki...

-Yardım et de ağaca çıkayım.

-Başkasının çıkardığı ağaçtan kendin inemezsin evlat! Önce kendin dene! Gayret et! Gücün varsa çıkarsın. Bir gün gelir tabii ki çıkarsın... Önce ellerinle, kollarınla tutunup üstüne basarak çıktığın dalları sakın ola ki kırma!

İnmek istediğinde onlar sana çok lazım olacaktır hem de çok. Çıkarken ne kadar gerekliyse inerken de en az o kadar gereklidir o dal ve budaklar...

O dalları kırma, çünkü onlar her yıl meyve vermek için dört mevsim ve yedi iklimin kahrını çekerler...

Çıkmak istediğin ağaca hiç su verdin mi yavrum? Gölgesinde durup serinlenirken şükran duygusu yükseldi mi yüreğinde?

-Cevabın "Hayır!" ise önce şefkat ve merhamet, sevgi ve saygı ile dolu bir şahsiyet/kişilik kazan. Sonra o ağacın dalları zaten sana eğilir ve çıkarsın adım adım yukarı doğru...

Anneler çocuklarını ağaca çıkarmak için değil, öncelikle doğru düzgün bir yolda yürürüsünler diye ellerinden tutarlar. Sonrası Allah kerim diyerek zamanın ruhuna uygun bir tavırla talim-terbiye için göz ucuyla da olsa tedbir ve tefekkürle gözetlerler ki halk içinde muteber bir şahsiyet olsunlar diye... Saldım çayıra Mevlâ'm kayıra demezler.

Elinden tutmadan yürümeyi bilmeyen evladı hiçbir anne baba ağaca çıkarmaz evlâdım. Düştüğünde yürümeye de cesareti kalmayacak olan körpenin hayatı ömür boyu karanlık geçer... Düşmeyi de kalkmayı da önce bastığın toprakta öğren. Zemin daldan sağlamdır... Düştüğün yer ırmak ya da deniz ise daha çok dikkat et... Yüzmeyi bilmeden düştüğün suda çırpındıkça batarsın... Maksadım olmazı göstermek değildir. İşin ehlinden bilgi al, iyi öğren, çok tecrübe edin ve dikkatlice uygula... Anneni ve babanı ardında veya yanında hisset yeter... Bir gün onların da olmadığı zaman olacaktır... O da dünyanın sonu değildir. Hak Teâlâ insana akıl verdi, fikir verdi... Göz verdi, gönül verdi, edep ile ahlâk verdi... El, ayak, gövde ile uzun bir ömür verdi...

Dedi annem...

Cevap veremedim hâlâ bu yaşta dahi...

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
Liderler ve Değerler...

Dünyada bazı milletlerin büyük liderleri ve tartışılmaz değerleri vardır.

Önce lider bahsine girelim... Tartışılmaz değerleri daha sonra anlatalım...

Sebepsiz değildir bir şahsiyetin lider olması... İyi bir liderin, devlet adamının nesiller boyu devam eder karizması, düşünceleri, prensipleri ve sevgisi... İdeolojilerin ilahlaştırdığı liderler ise bir gün dünyada çok yüksek zirvelerden güm diye düşer ve yer ile yeksan olurlar. Rejim çökmüştür ve artık her kitabın mukaddimesinden, her kapının açılışına ve memlekette her adım atılışına kadar adı anılan liderken bir gün anılmaz olup yalnızca tarihin tozlu sayfalarında kalıyorsa muhtemelen o lider, zaten sizin milletinizin değil ideolojinin emperyalist gücüyle empoze ettiği kişidir. Lenin, Stalin ve daha niceleri gibi zoraki 70 yıl boyu ubudiyet duygusu içinde anılırken 71. yılda lanetle anılmak ya da hiçbir şekilde anılmaya tenezzül edilmemesi ne yaman(!) şey değil mi? Yukarıda bahsi geçen komünist rejimin liderleri için ne kadar acı bir hâl değil mi? Türk milletinin 20.yüzyılın ilk çeyreği dolarken işgal edilen vatan topraklarında büyük bir Millî Mücadele başladı. İstanbul'dan çıkıp Samsun'a, Amasya'ya, Sivas'a Erzurum'a uzanan iradeyi temsil eden Gâzi Mustafa Kemâl liderliğinde Türk milleti Sakarya, Dumlupınar, Büyük Taarruz ile adeta yeniden doğdu. Türk milletinin içinden çıkan liderdir Mustafa Kemal... Öyle başkalarınınki gibi dönemlik veya konjonktürel lider değildir. Bizdeki değeri çok başkadır... Binlerce şehit kanı ile kazanılan vatan topraklarında iyi günler, hür ve bağımsız yaşamanın hazzı duyuldu. Bunun farkında olmadan yaşayanlar da geçmişte olduğu gibi hâlâ da var. Ülkemizde zaman zaman sıkıntılar oldu... İhanetler, darbeler, gerilimler vs... Atatürk'ün 1960 darbesinden itibaren bütün darbecilerin bahanesinin unsuru ve muktedir olma hırsını örtecek bir perde hâline getirilmesi, hırsızların ve ahlâksızların suçlarını saklayacağı bir sığınağa dönüştürülmesi Atatürk 'e ihanet değilse nedir? Hem ihanet hem de suistimal...

Atatürk, liyakatsizlerin makam elde etmesine ve aldıkları makamı koruyacağı bir dokunulmazlık zırhı da olamaz. Milletin iradesine el koyan cuntacıların yazdığı darbe bildirilerinin süsü hiç olamaz. Millî iradeye haksız yere el koyup darbe yapmanız ihanet değil de nedir? İhaneti vatanseverliğe dönüştürme aletiniz değildir ve yakanıza rozet takarak hırsızlığınızı temizleyecek süpürge de değildir. Birkaç gün önce değerli Bilge Bayrak'ın işaret ettiği sözlerden yola çıkarak diyoruz bunları ... Atatürk, hele de ahlaksızlığı örtme perdesi asla değildir. Atatürk, kimsenin kendi kirli hesapları için yapacağı kalkan asla değildir... Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu asker, gâzi, komutan ve devlet adamıdır. İnsan olduğundan ziyade ilahlaştırmanın nelere sebep olduğunu ve nereye götürdüğünü bilmek ve farkında olmak lüzumu devam ediyor. Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk insan evladı olarak dünyaya gelmiş ve aziz Türk milletinin kanıyla canıyla savunduğu bir vatan kurarak fâni âleme göçmüştür. Saygıyla anmaktan başka lüzumsuz lakırdı etmek gerekmez.

Atatürk'ü suiistimal ederek siyasi, ticari veya maddi manevi, şahsi menfaat elde etme dönemi sona erdirilmelidir. Atatürkçülük iddiasındaki partiler başta olmak üzere Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinden ileri gitmek için çalışmayan, "İHA SİHA karın doyurmuyooo..." diyen, akşamcı sofralarında r*kı meze zıkkımlanarak laiklik bahsiyle çene çalanların işlediği bir suç tespit edilince "Çünkü Atatürkçüyüm de ondan..." diyen tiplerden bıktık.

"Suiistimal" bize göre en ahlâk dışı eylemdir... Bir düşünce akımına, bir ideolojiye, lider bir şahsiyete, bir dinî lidere olan saygı ve sevgi de ikiyüzlülük olmaz, esasen hiçbir Allah kuluna da olmaz. Şahsî menfaatler için onlarla iltisak kurulamaz. İslâm dininin öğretileri ve öğütleri Allah kelâmı Kur'an ve Resûlullah'ın hadisleri ve sünnetleri çerçevesinde yaşanır, uygulanır. Hak, hukuk, adalet, ana babaya itaat, doğruluk, dürüstlük, sevgi, saygı, çalışkanlık, iyilik etmek, şefkatli ve merhametli olmak, kötülükten sakın(dır)mak, ruh ve beden temizliği içinde yaşamak, Allah'ın yarattığı insana ve çevreye zarar vermemek, kula kul olmamak vb... insani ve evrensel değerler içinde yaşamak insanın temel vazifesidir. İslâm dininin temellerine aykırı biçimde kendilerine rol biçen, rol çalan, şeyh kisvesi altında Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e dahi verilmemiş kudret ve kerameti kendinde görenler, Allah adına emir ve yasak koyan, cahil insanları suiistimal eden tiplerin oksijen tüketmesine gerek yok bu âlemde... Çanakkale Savaşı'nda ve en son 1974 Kıbrıs Harekâtında savaşı şeyhinin görünmez biçimde kazandığını söyleyen ve yakın zamanda depremi durduğunu anlatıp buna da inanan ahmaklar sürüsü olduğunu görmek hiç de normal görülemez... "Öyle gücün vardı da savaşı hiç yaptırmasaydın, depremi baştan durdursaydın!" demezler mi adama... Şeyhler veya başka şeyler Allah adına emir ve yasak koyamaz, hüküm veremez.

Sahte ve sapkın tiplerin İslâm'a ve Müslüman imajına verdikleri zararı hesap edebilene aşk olsun. Hoca Ahmet Yesevi ve onun değerinde İslam'ı doğru dürüst Allah'ın emirlerine uygun biçimde uygulayıp insanlara yol yordam gösterenler için aksi bir sözümüz olamaz. İnsanların belli bir intizam içinde yaşamaları için hukuk, kanunlar vardır. Herkes buna uyacaktır... Din suiistimalcilerini, Atatürk suiistimalcilerini, deprem vb. olağanüstü felaketlerde ortaya çıkan devletin yanında olmayan ahlâk yoksunu duygu sömürüsü yaparak milyarlarca parayı topladıktan sonra kumara yatıran "ahbap" kisvesi altındaki suistimalcileri bertaraf edecek tek çare/irade yüksek ahlâk ve erdem sahibi insanların cesaretidir. Bu potansiyeli kullanmak için daha fazla beklenemez...

Suiistimalin ve fenalıkların bütün failleri için bir erdem harekatı gerek... Öyle değil mi? Tanrı Dağları'ndan...

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
Düşün ve Konuş

Dilden çıkan söz, aklın ürünü değilse gürültüden başka bir şey değildir o.

İnsanların yalnızca bedeniyle ilgili ihtiyaçlarını karşılayacak kadar dili olursa eyvah eyvah... Alış veriş yapıp ardından da yiyip içip doymak, giyinmek, temizlenmek veya vücut bakımı; saç, sakal kestirmek için bilmesi gereken kelime hazinesi 100'ü geçmez.

Bildiği kelimelerle dinî konularda hoca beğenmez fetva verir; kredi kartını ödeyemez ama iktisadi konularda ahkâm kesip ekonomiyi ve enflasyonu düzelteceğini iddia eder.

Sporun her dalından olmasa da futboldan garanti anlar... Ayağına top gelse dengesiz basıp vurmaktan menisküs olur ama profesyonel ünlü futbolculardan pek de kimseyi beğenmez.

Doktorluk, mühendislik zaten uzmanlık alanı mübarek(!) herifin…

Ona göre şimdiki öğretmen, polis, subay, profesör de kimmiş?

Diploma dediğin de nedir birader?

Kâğıt işte kâğıt yav...der.

Mangalda kül bırakmaz 100 kelimelik dağarcığıyla bizim vatandaş…

Söküğünü dikemez ama terziye akıl ve nasihat vermekten de geri kalmaz... Tüccara, esnafa değil ama memura da izahatta bulunmaktan büyük keyif alıyor 100 kelimeyle…

Kelimeler düşündürür... Çok kelime bilmek yalnızca çok ve etkili güzel söylemekle sınırlandırmaz insanı.

Düşünen akıl, fikir üretir; geçmişten geleceğe analiz yapar ve daha iyisini hak eden milletim için, sanat, kültür, edebiyat ve medeniyet için... Sanayide, teknolojide, tıpta, felsefede üretim için, uzayda ve okyanusta keşif için düşünür dil bilen, söz bilen, sözün hasını bilen bilgeler...

Çok kelime bilmek demek lügatta ahkam kesmek demek değildir…

Anlatım gücü ve zenginliği ile bizim dilimiz Türkçe zihni açar; engin ve berrak bir dünya sunar insana…

Herkese laf yetiştirmek marifet değildir...

Dilin mistik gücü ahlâklı ve erdemli insanların söz varlığını yüceltir.

Şairane duygular dışında da insana kimliğini kazandıran Türkçemiz var...

Çoğu zaman ağızdan sarf edilen bir kelimeden sahibinin kim olduğunu anlamak zor değildir…

Zihnin ve aklın süzgecinden ârifane üslûpla geçtikten sonra muhatabın kulağına ulaşmalı söz... Yoksa lakırdı olur çıkar...

Düşünen beyinler yalnızca bildiği söz varlığının yardımıyla başkalarına ilgiyi, sevgiyi, saygıyı, muhabbeti ve ihtiramı sunabilirler…

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
12 Eylül...

Pek çok şey hatırlarım. Eylül deyince okuma hevesiyle kendisine dikilecek önlüğün kumaşını hasretle beklerken diğer yandan da sabredemeyip evden okula kaçan 6 yaşındaki küçük kara doru çocuğu hatırlarım.

Eylül dendiğinde edebiyatımızın önemli şahsiyetlerinden Mehmet Rauf'un psikolojik romanı "Eylül" aklıma gelirdi. Ortaokul çağımda ilk okuduğum romanlardan biriydi...

Biraz büyüdük ve 12 Eylül 1980 Cuma sabahı uyandık... Radyoda TRT'nin ünlü spikeri merhum Mesut Mertcan tarafından ihtilal bildirgesi okunurken içim sızlamıştı... "TSK iç hizmet kanunundan aldığı yetkiyle yönetime el koymuştur... "Devam eden süreçte evimizde bulunan millî kültürümüze ait kitapları saklamak veya imha etmek için çareler arar duruma düştük. Sorgusuz sualsiz 3 ay işkence altında olaylara fail arama faaliyetine dönüşen tutuklamalar sabrı taşıracak bir hâl almıştı. İhtilali meğer "Bizim çocuklar" dedikleri o amerikanın o çocuklarının yapmış olduğunu o çocuklardan öğrendik. NETEKİM PAŞA ve ihtilalci nato kafa nato mermer'den oluşan darbeci vicdansızlar neler yaptı neler... Hem de Cumhuriyeti korumak ve kollamak adına... Yaşını büyütüp ipe astıkları ülkücü gençlerden başlayarak daha nice milliyetçi, vatansever, suçsuz Türk evladını sakat bıraktılar veya psikolojilerini bozarak topluma ve insanlığa korku vermeye çalıştılar...

Mamak'ta Ulucanlar'da yaptıkları alçakça işkenceler 100 yıl geçse de unutulmaz. 1961 Eylülünde halk iradesinin temsilcisi Adnan Menderes'i ve arkadaşları F. Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı ipe götürüp katledenlerin peşinden gelen köksüzlerin işiydi bu ihtilal... Yıllar sonraki 28 Şubat postmodern darbe ile 15 temmuz fetöcü hainlerin kalkışması hep aynı köke dayalıdır. Maksatları Türk milletinin filizlenen bütün dallarını kırarak kimliksiz bodur ağaç gibi bırakmak, emperyalizmin uşaklığını yapmak için âmâde olan bir ülke hâline getirmekti... Biz büyüdükten sonra Eylül'de çok şeyler oldu... ...

12 Eylül Türk milletinin gönlünde kocaman bir yaradır aslında... Yalnızca yaşayanlar ve hissedenler bilir, anlar... Suçsuz yere idam edilen ve işkenceyle hayatı karartılan vatansever Türk gençlerinin ruhları şad olsun. Mekânları cennet olsun...

Türk milletinin aziz evlatları binlerce yıldır ordusuna, askerine karşı gelmeyi, zerre miktarı zarar vermeyi aklından geçirmiştir. Ancak emperyalist güçlerin oyuncağı olanların sızdığı dönemlerde ihtilal yapıp kendi piyonlarıyla işlenen suçlara fail arayan darbeci zihniyetin verdiği sıkıntıyı, harabatı tamir etmek kolay değildi...27 Mayıs 1960'ın, 12 Eylül 1980'in darbeci zalimleri, 28 Şubat'ın karanlık kafaları, 15 Temmuz'un hâinleri hep güçlü ve gelişmiş Türkiye'nin aleyhine müstevlilerin emelleri ile sahiplerinin taleplerini yerine getirmek için muvazzaf idiler... Ruhi Kılıçkıran ve Ertuğrul Dursun Önkuzu'yla başlayıp yıllar boyunca canlarını alarak nice yiğitlerin gözlerindeki nuru, kalplerindeki asalet ruhunu söndüreceklerini sandılar...

12 Eylül'ün Mamak'ta ve pek çok yerde nice Türk evladına ettikleri işkence sırasındaki çığlıkları unutulmadı, arzdan semaya yankısı sonsuzluk âleminde hâlâ susmadan devam ediyor... Sesler ve ruhlar ebedidir... 12 Eylül'ün katillerinin rûz-i mahşerde Allah'ın adaletiyle muamele görmelerini canı gönülden diliyoruz. Allah adaletiyle muamele edecektir ve bundan zerre miktarı şüphemiz yoktur.

"Yürümezsek hak yolda Erimezsek hak yolda Çürümezsek hak yolda Gök girsin kızıl çıksın bu yolda

"Zalimler yansın diyedir bu kor ateşler 🔥 🔥 🔥 Tanrı Dağları'ndan 12.09.2026

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
Tükenen Sevda Olmasın...

Baharı yaz uğruna tükettik; sevdayı naz uğruna... Papatyanın her bir yaprağını "seviyor, sevmiyor" diyerek falcı kafasıyla koparmak da nesi...

Beyhude işlere ayrılan zaman ve verilen emek de beyhude olur elbet. Bu bizi zarara uğratır diye fark etmez miyiz?

Yaz uğruna baharı, naz uğruna sevdayı, haz uğruna buğdayı, ekmeği tükettik...

Bir hiç uğruna ömrü tüketmeye sıra gelince çok ama çok şeye geç kalmanın hüznü bitirir insanı.

"Neden, niçin?" derken "Kim kimdir? O kimin nesi, kimin fesi?" de demek gerek. Sorgulama duygusuyla arananı cevapsız bırakmak marifet değildir. Aramak, bulmak, keşfetmek ve anlamak için zaman ve emek gerek. Biraz can acıtsa da anlamayana anlatmanın kolay yollarını ve yöntemlerini uygulamak şart.

Ah be Mutlu! Ne mutluyduk seninle... Saadet, mesut ve bahtiyar da bizimleydi...

Kaygı, hüzün, keder kader olmamalıydı... Bahar, yaz uğruna; sevdalar naz uğruna heder olmasın...

Papatya falıyla değil, rengiyle tabiatı şenlendirsin yeter...

Sonbaharın ilk ayında bütün kuşlar vefasız mıdır? Göreceğiz...

"Böyle mi esecekti, son günümde bu rüzgâr

Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar"

Sonbaharın bir ayrılık metaforu olarak işlenmesi, kuşların vefasızlığı, dostların unutması, sevgilinin uzaklaşması mevsimin hüznüyle birleşiyor.

Oysa sonbahar sanat, diğerleri mevsim...

Sevgi bir sanattan öte hayattır...

Sevdayı, aşkı yaşama sanatı insanda olur; yalnızca iyi insanlarda...

Tanrı Dağları'ndan

Muhittin Gümüş

10 Eylül 2026

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
Yayınlar

Kitaplar ve Sözlükler

Türk lehçelerinin söz varlığına dair karşılaştırmalı eserler.

1995

Türkçe Açıklamalı Azerbaycan Atasözleri

Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Türkmen Atasözleri ve Bilmeceleri

Prof. Dr. Sapar Kürenov ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Özbek Atasözleri

Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev ile birlikte

2008

Kırgızca-Türkçe-Rusça Konulu Sözlük

B. Sagınbayeva, İ. Şahin, E. Tölökova ile birlikte

Bütün Eserler
Arşiv

Foto Galeri

Kırgızistan’dan kareler — Burana’dan Song-Köl’e, boz üyden Tanrı Dağları’na.

Burana Kulesi · Balasagun
Song-Köl · Yaylada atlar
Boz üy · Yayla
Alay Dağları
Bozkır
Dağ geçidi
Karlı zirveler
Toktogul
Yeşil yamaçlar
Burana · Balasagun
Ala Arça
Tanrı Dağları

“İlim ve sanat, iltifat görmediği memleketten göç eder.”

İbn Sînâ · 980–1037

Arşivden

Videolar ve Söyleşiler

Televizyon programları, söyleşiler ve proje kayıtları.

Türkçeye gönül verenlerle…

Öğretim, yayın ve proje iş birlikleri için iletişime geçebilirsiniz.

İletişime Geç